Çok Yakında

Ҫanakkale neden geçilemedi?

Mart 18th, 2017 | by Bahadır Güler
Ҫanakkale neden geçilemedi?
Yazarlar
0

(Tarih yazarımız Bahadır Güler’in 18 Mart için kaleme aldığı yazısıdır…)

Deǧerli okuyucularımız,

102 yıl önce topraklarımız ve insanlarımız, insanlık tarihinin kaydettiǧi en kanlı ve en acımasız savaṣlarından birisine ṣahitlik etti. Tarihimize Ҫanakkale Savaṣları ve nihayetinde Ҫanakkale Zaferi olarak geҫen bu savaṣ, Kasım 1914´te baṣlayıp aylarca süren ve karṣılıklı 500 bin askerin hayatını yitirdiǧi, en güҫlü savaṣ makinelerinin ’İNANÇ’ karşısında maǧlup olmak zorunda kaldıǧı, toprakları toprak yapan ve sonrasında onu ’VATAN’ yapan kanın hesapsızca döküldüǧü ve Osmanlı’dan sonra kurulacak olan yeni bir Türk Devleti’nin temellerinin atıldıǧı, yüzlerce kahramanlık hikayesinin yazıldıǧı en acımasız, en kanlı bir zaman dilimini anlatmaktadır.

Ҫanakkale’nin ne olduǧunu anlamak iҫin bu konu hakkında mutlaka bilgi sahibi olmamız gerekmektedir, ҫünkü sahip olduǧumuz her bilgi kırıntısı bu konuyu daha iyi anlamamızı saǧlayacak ve bir fikir sahibi olmamızın yolunu aҫarak; neden bu zaferleri kutladıǧımızı ve neden şehitlerimize kıymet vermemiz gerektiǧi fikrini bilincimize kazıyacaktır.

ҪANAKKALE SAVAŞLARI:
Kasım 1914 – 18 Madrt 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu yarımadasında 25 Nisan 1915-8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.

Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanma, Boğaz’a geniş çaplı ilk saldırıları 1915 Şubat ayında başlattı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçilmek zorunda kalındı.

Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca, bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirildi. Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde 5 noktada karaya çıkarıldı. İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar.

Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yaptı. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’nı 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.

İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500 binden fazla insanın ’kaybına’ (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçememiş, İstanbul’u işgal edememiştir. Pek çok tarihçi, Rusya’da zorda kalan çarlık rejimi devrilmesinde ve I. Dünya Savaşı’nın 2 yıl uzamasında bu olayın önemli payı olduğu görüşündedirler.

Çanakkale Savaşı, müttefikleriyle Rusya’nın irtibatını önlemiş, bu arada Lenin ve yandaşları Bolşeviklerin Ekim Devrimi ile Rusya savaş dışı kalmıştır. Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerini birbirinden ayırmıştır. Sovyet Rusya Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara hükûmetine belirli ölçüde lojistik destek sağlamıştır.

Bu savaşlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadası’na bağlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri hafiflemiştir.

Savaşta, çok sayıda eğitilmiş insan kaybedilmesi nedeniyle cumhuriyet döneminde eğitilmiş insan sıkıntısı çekilmiştir.

Karşılıklı olarak çok büyük insan ve malzeme zayiatı verilmiştir.

Daha önce bahsetmiş olduğumuz gibi Mustafa Kemal bu savaşta Conkbayırı Anafartalar ve Arıburnu’nda görev yapmıştır. Çıkartmanın ilk günü Conkbayırı’ndaki müdahalesi ve savaşın son aşamalarında üstlendiği görevler, Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini ortaya çıkarmış, “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınmasını sağlamıştır. Bu durum daha sonraları Mustafa Kemal’in milli liderliğini ortaya çıkarmıştır. Öz yurdunu korumak için şahlanan yaralı bir ulusun, sayı ve maddi açılardan üstünlüğü tartışılmaz olan düşmanlarını yenerek, onları felce uğrattığı bir savaştır. Bu durumuyla dünya harp tarihlerine geçmiş ve Türk tarihine de altın harflerle yazılıp Türk’ün kahramanlık ve şeref abidesi olmuştur.

Bu zaferler, büyük Türk ulusuna Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Mustafa Kemal’in Anafartalar’da parlayan yıldızını 18 Mart’ın şafağı aydınlatmış; bu zafer Türk’e, öz benliğini ulusal kimliğini bulma yolunu göstermiş, Türk bağımsızlık savaşının temelleri Çanakkale’nin sularında ve Conk Bayırı’nda atılmıştır.

18 Mart Çanakkale Zaferi, Anafartalar yangınının bir kıvılcımıdır. Türk Milleti´nin tarihe geçen bu kahramanlığı 18 Mart’ın beşiğinde doğmuş; Sakaryalarda şahlanmış, Dumlupınar’da kaderini değiştirmiş 9 Eylül 1922’de ulusumuzu dünya uluslararasındaki şerefli mevkiye yükseltecek son zaferi kazanmıştır. Bu olayların moral dayanağı kuşkusuz ’ÇANAKKALE’ler oluşturmuştur.

Çanakkale savaşları ve kazanılan zaferler; Türk kurtuluş ve bağımsızlık savaşına maya çalmış; ulusal bilinci ve ulusal ruhu yeniden ateşlemiş ve Türklük tarihteki şanlı ve seçkin yerini böylece almıştır. İstiklal Savaşı’mızın temelinde böylesine muhteşem zaferler bulunmasaydı, 19 Mayıs 1919’un ufkunda Mustafa Kemal Paşa belki gene doğabilirdi ama ulus; onu Anafartalar Kahramanı, İstanbul’a düşmanın girmesini önleyen komutan olarak Çanakkale’den tanımasaydı, acaba etrafında toplanıp kısa sürede kenetlenmesi o kadar kolay olabilir miydi?

Bu bakımdan Çanakkale; Türk ulusal tarihinin akışı içinde çok önemli bir yere sahip olmakla beraber, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden biçimlenen Dünya ve bu dünyadaki siyasal rejim sistemlerinin yeniden şekillenmesi; siyasal sınırların yeniden çizilmesi ve dönemin 3 büyük imparatorluğunun (Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus Çarlık İmparatorlukları) yıkılarak yeni yeni ulusal devletlerin tarih sahnesine çıkışı ile de bu zaferin yakın ilişkisi vardır. Şunu da belirtmeliyim ki, bu zaferler Rus Çarlığı’nın yıkılmasına neden olduğu için yukarıda sıraladığımız etkileri göstermiştir.

Çanakkale Savaşları; Balkan Harbi’nin bütün Türk ulusunun ruhunda ve benliğinde açtığı derin yaranın ve utanç duygusunun kesin şekilde tedavisini sağlamış, en önemlisi de yukarıda değindiğim gibi Atatürk’ün Türk ulusu ile birlikte bütün bir cihan tarafından tanınmasını sağlamıştır.

Şurası da bir gerçektir ki, Çanakkale’de devam eden deniz ve kara harekât ve savaşlarını birbirinden ayırarak incelemek doğru olamaz. Bu her iki savaş birbiriyle iç içedir ve biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Bu husus gözden uzak tutulmamalıdır.

Rus Çarı II. Nikola’nın 1815 tarihinde “Hasta Adam” ismini taktığı Osmanlı İmparatorluğu’nun müzminleşen hastalığına daha 1906 yılında ilk isabetli tanıyı koyan Yzb. Mustafa Kemal, ulusunun asıl cevherini; 1915’de Conk Bayırı’nın, Anafartalar’ın ve An Burnu’nun kan ve can pazarında çok yakından tanımak fırsatını bulmuştur. M. Kemal, ulusuyla kan deryası içerisindeki Çanakkale’de bu derece yakından tanışmamış olmasaydı Birinci Dünya Savaşı sonunda maddi ve moral gücünü hemen hemen tümden yitirmiş bir milletin başına geçip İstiklal Savaşı’mızı zaferle noktalayacağına acaba kesin inanç duyabilir miydi?

Bu nedenledir ki 18 Mart’ı izleyen Çanakkale’deki kara savaşlarında kazandığı zaferiyle Türk ulusunun 5000 yıllık tarih sahnesinden silinip gidemeyeceğini kendisi de şahsen idrak etmiş ve bunu bütün dünyaya İstiklal Savaşı’yla da kanıtlamıştır.

Son söz olarak ṣunları da eklemek isterim: Sahip olmuṣ olduǧumuz son vatanımız olan Türkiye´mize mutlaka atalarımızın yaptıǧı gibi elbirliǧi ile sahip ҫıkmamız, korumamız, kollamamız, günlük basit siyasi ҫekiṣmeler ile bu aziz vatanın ve milletimizin geleceǧini tehdit altına atabilecek hataları yapmaktan kaҫınmamız gerekmektedir. Bugünler yine o ruh ile, Ҫanakkale Ruhu ile kendi geleceǧimizi kendi ellerimize alarak bizi kendi kanımızda boǧmak isteyenlere millet olarak yekvucut olup cevap vereceǧimiz günlerdir.

Yorumlara kapalıdır.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com